İş Kadını Gardırobunun Stil Evrimi

Hepimiz biliyoruz ki çalışma hayatında tembelliğe yer yoktur. Ancak “İş hayatında ciddiyet şarttır, giyim riske tabi değildir” deyip bazı noktaları es geçerek ilerlemek, kişiliğinizden ödün vermenize sebep olabilir. Projeleri yönetirken, hedeflerinize ulaşmada size yardımcı olan hayal gücünüzü, imajınız için ne kadar kullanıyorsunuz? Endişelenmeyin, burada amaç stil ikonu haline gelmek değil, sadece her yönden başarılı bir iş kadını profili çizebilmek.

Bugünlerde, yaşanmış, keşfedilmiş ve ortaya çıkarılmış ilklerin tasarım boyutlarını revize eden bir moda endüstrisinin var olduğunu söyleyebiliriz. Toplumda, başarılı iş kadınları sayesinde iş hayatındaki erkek hegemonyası her ne kadar kırılmış olsa dahi, kadının kazandığı statü gereği sergilediği imaj, moda olan her şeyi kendiliğinden karşımıza çıkarıyor. Emekleyerek çıkılan bu yolda bazen tökezlemek, hatta düşmek de mümkün. Tehlikeden kaçıp yokuşları korkarak çıkıyorsanız, karşılaştığınız düzlüklerde yalnız başına kalmayı kabul ediyorsunuz demektir. Bilginiz ve çalışma şartlarınız çerçevesinde emin adımlarla ilerleyebileceğiniz gibi, dış görünüşünüzle profesyonelliğinizi taçlandırmak da size kalıyor. Bu nedenle gardırobunuz, elinizde bulundurabileceğiniz etkin bir “silah” olarak büyük önem taşıyor.

40’lardan Bugüne Kadın Giyim Modası

İş kadınlarının kurumsal merdivenleri istikrarlı adımlarla tırmanarak başarıya ulaşmalarının bir nedeni de büyük bir profesyonellikle oluşturdukları gardıroplar. 40’lı yılların ev kadınları 2000’li yıllarda CEO olarak karşımıza çıktı. Bu değişimin nasıl olduğunu anlamak için, kadının başarısı kadar iş kadını gardırobunun tarihine de göz atmakta fayda var. İkinci Dünya Savaşı sonrası, yani 40’lı yılların ikinci yarısında devam eden savaş sonrası yoksunluk, çoğu insanın ve sektörün yaratıcılık ve yeteneğine her ne kadar kilit vurduysa da evini çekip çeviren kadının üretmesine mani olamadı. Malzeme kıtlığı yüzünden kadınlar, zor bulunan herhangi bir kumaşı avantaj haline getirmeyi ve minimalist ve tekdüze görünümü şık kılmayı başardılar. Nadiren bulunan naylon çoraplar bacakların görünmeye başlamasına yaradı. Kumaş kıtlığı daha kısa eteklerin, şortların ve ceketlerin üretilmesine neden oldu. Etek-bluz takımlar, ünlü film yıldızı Marlene Dietrich’in pantolon giymeye başlamasıyla raflara kalktı.

Savaşın yükünün omuzlardan kalkmaya başladığı 1950’lerde kadınlar, bir zamanlar alışık oldukları şaşaalı görünüşü ve lüksü yeniden ele geçirme fırsatını yakaladılar. 60’lı ve 70’li yıllarda moda eksenindeki değişim, tanınmış insanların sahiplendiği tarzların, iş kadınları başta olmak üzere çok büyük kitleleri peşinde sürüklemesiyle yaşandı. J. F. Kennedy’nin eşi Jacqueline Kennedy moda ikonu görevini üstlendi; Beyaz Saray’dan tüm dünyaya, modanın sadece üst sınıfa ait olmadığını, her yaştan ve her statüden insanın kendisini geliştirmesi için onu kullanması gerektiğini benimsetti.

Ne Giyse Kendine Yakıştıran Kadınlara…

1960 modasına yön veren İngiliz moda tasarımcısı Mary Quant, ödül almak için katıldığı Buckingham Sarayı’ndaki davette giydiği mavi astarlı, krem rengi mini elbisesiyle “mini” akımını başlattı. 70’li yıllarda Gloria Gaynor, Thelma Houston ve Donna Summer gibi disko divaları, bizi çiçek ve geometrik desenler, büyük kalın bileklikler, karman çorman kolyeler, kısacası “renkli kaos” ile tanıştırdılar. 80’li ve 90’lı yıllarda kadın doğası tasarımlara yansıtılarak etek boyları süper mini, elbise formları süper fit olarak yeni şekillere büründü, 2000’lerde klasik takımlar ağırlıklarını hissettirdi. Şimdi ise kadınlar iş yaşamlarında attıkları her adımla, giydikleri her kombinle kendilerini, stillerini ve iddialarını ortaya koyuyor. Onlar ne giyse kendilerine yakıştırırken iş dünyasının da stilin de kurallarını kendileri koyuyor!

Total
0
Shares
Paylaş 0
Tweet 0
Pin'le 0
Paylaş 0
Paylaş 0
Paylaş 0

Bültenimize Abone Olun!

En güncel konuları kaçırmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir